(Baktım çok gelip-gidiyorum bari seri haline getireyim dedim onun icin oburu sıfırdı bu bir, mam.)
Nereye gidiyon kız der dediğinizi duyar gibiyim.
Neyse gidiyom gene işte bir zaman -ki zamanın meçhulluğü o çok hisseden hislerime bile doğmuyor. Ama bir düşünsenize abiler-ablalar otobüse binmekten yırttım, gerçi benim için ne fark ederki hemen bela ortamı yaratabilirim değil mi ;) Kesin yaparım ben ortaya karışık bir şeyler. Ara sırada gelir dökerim bütün incilerimi. 'Şey ben bir bok yedim' der başlarım anlatmaya işte ;)
Bakın eski ve yakın zamanlı bir örneği bu gidişlerin;
Sonra aklıma geldi benim Ayşe Sultanım'ın yakın arkadaşı Fatma Teyzem var. Hani hatırlarsınız bunların psikayatrileri bozuluyordu.(Baya ses getirmisti o yazı bir çok kişi bana Fatma teyzemi sormustu ;)) Gecen Pazar yat uyu demi yok kalk sen kapıların önünü süpür. Niye kedi enciği gormüş yıkanacakmış o kapılar. Ah annem be kafayı yedin sen. Alphan' ın dediği gibi; 'Esen sen kafayı yedin' ;) Kendisi bana bizzat ismimle hitap ederde, çünkü bu samimiyeti seviyorum ben. Neyse sabahın kör vakti kapı önündeki kumu, çakılı, cikolata ambalaşlarını, kedi enciklerini temizliyorum fatma teyze sarktı camdan asağı Esennn a esen. Nasılsın Fatma Teyze. İyi iyi. Kız baksana; Kedilere evlenmek sana dinlenmek yok bu hayatta... Nasıl yaFatma teyze sen çok yasa... Demekki birisi beni anlamış way be Fatma teyze koparttın beni baştan aşağı. Çok seviyorum seni,,,! Ama rafete varmam bilesin ;)))
Ardından bayılıyorum şu Ajda Pekkan'a. Çok severim. Burası görüntülü olsa taklidini yapardim ama değil tühhh ;) Bayılırım taklit yapmaya zaten ;Pp Annemde geçti bu huy. En sonunda bunu bir gen haline getirmeyi başardı.. auhauahuah
Vitrin şarkısını benim için dinletin dostlar. Benim favorim bu parça. Ama benden dinleyeceksiniz birde. Deliyim aslında allahına kadar deliyim... KALBİMİ VERECEĞİM ASLIMI GÖRENLERE...
**Şarkı tümüyle bana yazılmış sahipleniyorum işte, varmı bir sorusu olan. Yok....**
Şimdi ben bir şey daha yaptım, bir minik site daha henüz yapım aşamasında ama sitenin amacı benim En sevdiklerimin yakın takibi olacak... En çok ne ziftlenmekten hoşlanıyorsam onu yazacam işte. Anladın onu sen anladın ;)
Tıklarsan eğer ;)
Senden sonra tufan hani girişinde ispanyol abla söylüyor ya la la laaaaaa diye bayılıyorum, çıttırıyorum. Türkçeyi katlediyorum, ah ben var ya.... Bu şarkıda çok hoş be anacım. Vallahi albümü alıp dinleyin.. Ajda abla sen hiç yaşlanma, ajda abla sen çok yaşa....
Ölene kadar aşkı çağıracağım...
Ve şimdi Cool Kadın sırada. Ya harika ya. Dedim ya albümü tek geçtiklerime ekliyorum. Kırdılar abicim benide, benide kırdılar...
Sonra çok çalışıp kilo kaybına uğramadan geri döneceğim inşallah. Hatta kankam elleriyle besleyecek beni ki yanaklarım allık sayesinde degil doğal olarak allassın diye. Ya zorla tıkayacak agzıma yada sille tokap kızartacak yanacıklarımı bilmiyorum artık insafına kaldık ;Pp
Hafta sonları işten fırsat bulursam gelirim. Hoşçakalın dostlar, Hoşçakalın...
Varın söyleyin garip anama; analarda böyle yiğit doğurur...
Thursday, November 30, 2006
Wednesday, November 29, 2006
Seni Duymuyorum --- Duy Beni
Yalnizlik sevdi beni, bağladı ağzımı dilimi
Bilmediğim sığ sulara bıraktım yüreğimi
Bir gemi geçer elbet kavuşturur ikimizi
Beklemeyi bilirim seyredip açık denizi
Duy beni,
Dinle beni,
Sev gücün yettiği kadar
Yanarim ah elimizden uçup giden yıllara
Ayrılık kaderim mi,?
Duy Beni Dinle Beni Harun Kolçak Ali Kocatepe 41 kere maşallah albümünde söylemiş güzel.
-----
Birde Efsun diye bir ablamız var kendileride Duy Sesimi diye söylemiş. Konserinede gittim güzeldi.
Duy Sesimi
söyleyemem ben derdimi
sesim yok duyamassın
çok uzaktayım çok
ben güneşin
doğduğu taraftayım
oradayım
oradayım
oradayım
çok uzaktayım bilsen çok yanıbaşındayım
elinde bez masandayım
tarlada topraktayım
bir an olsun bakmadın
unuttuğun taraftayım
Bilmediğim sığ sulara bıraktım yüreğimi
Bir gemi geçer elbet kavuşturur ikimizi
Beklemeyi bilirim seyredip açık denizi
Duy beni,
Dinle beni,
Sev gücün yettiği kadar
Yanarim ah elimizden uçup giden yıllara
Ayrılık kaderim mi,?
Duy Beni Dinle Beni Harun Kolçak Ali Kocatepe 41 kere maşallah albümünde söylemiş güzel.
-----
Birde Efsun diye bir ablamız var kendileride Duy Sesimi diye söylemiş. Konserinede gittim güzeldi.
Duy Sesimi
söyleyemem ben derdimi
sesim yok duyamassın
çok uzaktayım çok
ben güneşin
doğduğu taraftayım
oradayım
oradayım
oradayım
çok uzaktayım bilsen çok yanıbaşındayım
elinde bez masandayım
tarlada topraktayım
bir an olsun bakmadın
unuttuğun taraftayım
Tuesday, November 28, 2006
Hareket Vakti
İs karası gibiyim o temiz ellerinde
Dil yarası gibiyim o masum sözlerinde
Kal deme hiç bunu benden isteme
Sus bu gece bana aşktan sakın hiç bahsetme
Dur bu gece bana dokunma beni delirtme
Sana boşuna umut vermek istemem
Çağıran bir şeyler var hep beni uzak şehirlerde
Bana ait bir şeyler var o sert gülüşlerde
Sen yine olduğun gibi kal
Benim için sakın değişme
Giderim bugün ha yarın
Hareket vakti gelince
Sen yine olduğun gibi kal
Misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter
Hareket vakti gelince
Mum gibiyim senin ışıl ışıl o gözlerinde
Kum gibiyim uçsuz bucaksız o çöllerinde
Kış gibiyim yakan yaz güneşinde
Süs gibiyim kadehteki o ruj izlerinde
Dil gibiyim yanağındaki o benimde
Kal deme hiç bunu benden isteme
HAREKET VAKTİ
- Önce Umay Umay dan dinledim ardından da Emre Aydın. İkiside harika, yudum yudum-
Dil yarası gibiyim o masum sözlerinde
Kal deme hiç bunu benden isteme
Sus bu gece bana aşktan sakın hiç bahsetme
Dur bu gece bana dokunma beni delirtme
Sana boşuna umut vermek istemem
Çağıran bir şeyler var hep beni uzak şehirlerde
Bana ait bir şeyler var o sert gülüşlerde
Sen yine olduğun gibi kal
Benim için sakın değişme
Giderim bugün ha yarın
Hareket vakti gelince
Sen yine olduğun gibi kal
Misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter
Hareket vakti gelince
Mum gibiyim senin ışıl ışıl o gözlerinde
Kum gibiyim uçsuz bucaksız o çöllerinde
Kış gibiyim yakan yaz güneşinde
Süs gibiyim kadehteki o ruj izlerinde
Dil gibiyim yanağındaki o benimde
Kal deme hiç bunu benden isteme
HAREKET VAKTİ
- Önce Umay Umay dan dinledim ardından da Emre Aydın. İkiside harika, yudum yudum-
Monday, November 20, 2006
Tam Ortasında Hayatının,,,
Bu bünyenin fişini çekmek istesem ayıp etmiş olmam herhalde. Çek fişi – bitir işi, Türk işi – Japon mucizesi beynim artık tüm durakların tozunu yuttuğunu olabildiğince sertçe kalemime indiriyor. İşin özü reddedilebiliri açıklayabilmekte değil mi,? Tamam bende onu söylüyorum zaten tüm reddettiklerinizi bana söyleyin size açıklayayım. İşte bu kadar cevap bilince delirmemek elde değil. Bu yarışmada sorulan soruların cevaplarını ben biliyorum.
Siz gelirken ben gitmiştim, beklemeyin…
19,11,06
21;20
Ebda
Siz gelirken ben gitmiştim, beklemeyin…
19,11,06
21;20
Ebda
Sunday, November 19, 2006
Ne getirdiğimi merak ediyorsunuz değil mi,?(Vol.3)
Merhaba Dostlar,
Neler oluyor bitiyor merak ettiniz değimli ;) Öncelikle albüm bilgisi vermek istiyorum. Şimdi mp3 furyasıyla artık kaset ve cd lere para verilmez oldu. Ama herkezin birkaç As albümü sanatçısı vardır değimli… Ben Özlem Tekin albümlerini satın alırım mesela çünkü Özlem ablayı tek geçerim.. ;) Neyse işte iki yıl oldumu bilmiyorum Mor ve Ötesi “Dünya Yalan Söylüyor” albümünü çok beğenmiştim. Hani albüm var albüm var bir albümün bütün şarkıları da güzel olur mu,? Olmuş işte yapmış abiler. Yada Demir Demirkan’ ın “2004/İSTANBUL” albümü şahanedir. Ya bu albümler yeni nesil albümlerden ama abiler ablalar sıkı durun bir albüm daha geliyor ve alın bu albümü hani olurmu bütün şarkılarıda güzel yapmış çocuk işte hepsi birbirinden güzel. Bilmem bilirmisiniz Manga nında katıldığı bir yarışma vardı hani üç ayaklı sandalyem diyorlardı ve İzmirliydiler evet evet belki hatırlayanlar olacak. 6. Cadde den bahsediyorum. Şimdi Celo bu satıları okurken fabrika günleri ve “Git” aklına gelecektir. Saygıyla selamlıyorum abicim.. Gidin ve alın Emre Aydın “Afilli Yalnızlık” Ben “Belki bir gün özlersin” ve “Bu kez anladım” tek geçiyorum… Ve “Hareket Vakti” harika yorumlanmış şöyle tarif edebilirim yudum yudum…
Ölsem ölsem ölsem hemen şimdi,,,!
Kaçsam gitsem kaçsam tamda şimdi,,!
Bu kez pek bi afili yalnızlık, aldatan bi kadın kadar düşman,
Ağzı bozuk üstelik, bırakmıyor acıtmadan
Bu kez pek bi afili yalnızlık, ağlayan bi kadın kadar düşman,
Tuzaklar kurmuş üstelik bırakmıyor acıtmadan
İçiyorum her nefeste, ne halim varsa gördüm,
Çok koştum çok yoruldum ve şimdi bende düştüm
İçiyorum her nefeste, ne halim varsa gördüm,
Çok koştum çok yoruldum ve şimdi bende düştüm
Sövdüm sövdüm sövdüm ben dünyaya
Acılara sokaklara ait olmayan insanlara
Deymezmiş hiç uğraşmaya,
Bu kez mecalim yok hiç dayanmaya dayanmaya
--
Şimdi ben gene kırıp dizimi oturacağım dediğim bir anda fıldır fıldır gezmeye başladım. Ve işlerim acayip yoğunlaştı. Yani bi dur be kızım. Kızım bi dur be. Yani bu tempoya nasıl dayanabiliyorum bilmiyorum. İnanın Haftanın 4 günüde 3,5 saatlik uykuyla nasıl yetebiliyorum nasıl civa gibi akıyorum çivi gibi çakılı kalıyorum bilmiyorum. Maşallah diyelim, maşallah kızım sana maşallah…
Çakkıdı çakkıdı oynadım hoppidi hoppidi hopladım. Aykutun kolunda evin yolunu buldum ama takside “çocuk” dediği için kırdım geçirdim. Kızım bir sus bak dövecem şimdi. Esen bi sus. Esen bi gülme. Ama çoçuk. Ehauehuahuehuah. Serseriyim gün akşam bilmem napayım ;)
*Hatırlatma;
17 Kasım günü benim için kıymetli bir insanın günüdür. İyiki doğmuşsun Ubermensch,,! İyiki de doğmuşsun Uber,,! *
5 Kasım Bolu etkinliğine gidememiş olmam ve etkinliğin hava koşullarından ötürü iptal edilmesi benimde bu havada İstanbula da gidilmez be anacım türküsünü tutturmamla beraber çakılı kaldım Bursa eteklerinde. Evet dön ve tekrar tuşuma bas. Auheuahueha ;)
Ardından kızlar ve arkadaşlar çok özledim sizleri, en yakın etkinliğe bırakmadan kaçıvericem yanınıza hani sizin çok sevdiğiniz İstanbulunuza ardından Güzel İzmire uğramasam ayıp olur… Bekleyenim çok…
Bursa grubu olarak 18,11,06 tarihinde buluşup Kaplıkaya ya gittik. Gittik ama niye. Sor bakayım niye; bir grup deli hepsinin elinde Fotoğraf Makinesi neymiş efendim Fotoğraf Çekicez ;) Anacım dağ taş tepe bayır tırmandık ayı inleri vardı el yapımı köprüler hoş bir sohbet vardı yan yan yürüdüğü iddia edilen yengeçler bile vardı ;) Çok güzeldi anlatacak tek kelime çok keyifliydi. Gülmekten ve fazla oksijende kafayı gene yaptım kahkahalarım çığırtkanlık seviyesine yükseldi ;) Çekim bitti şehre iniyoruz napalım tabiki çağ döner yemeye. Sanırım burayı fazla uzatmayayım çünkü aleyhime sonuçlanabilir gerçi delilleri yok ellerinde ama kaşınmıyorum. Açsam yerim ne var bunda ;))) Bu güzel gezi çin güzel arkadaşlığınız için tek tek teşekkür ediyorum..
Ve Fati. Fati arkadaşım fati. Bu adamın hayatında benimde bi rolüm olduğu için onu tanımış olduğum için iyi birisi olduğuma inanıcam az kaldı ;) Hala bana bir özür borçlusun, gömlekleri biriktir ve bana getir hepsini ütülüyeceğim… ;))))
Ve ve ve artık bir İtalyanla İngilizce konuşarak anlaşmaya çalışıyorum. Rekor kırdım rekor.. Hi Davide ;) Good bye Davide ;) ;Pp
Ve Kapanış bölümü;
“Festival gibisin katılmak istiyorum
Önlerden yer kapıp gözünü kalbime bekliyorum
Asaletinin bedeli çok kölen var belli beri
Hem biraz deli azdan çok da serseri
Adı lazım değil baş harfi ben…”
Kapandı;
Festival gibiyim,,,
Neler oluyor bitiyor merak ettiniz değimli ;) Öncelikle albüm bilgisi vermek istiyorum. Şimdi mp3 furyasıyla artık kaset ve cd lere para verilmez oldu. Ama herkezin birkaç As albümü sanatçısı vardır değimli… Ben Özlem Tekin albümlerini satın alırım mesela çünkü Özlem ablayı tek geçerim.. ;) Neyse işte iki yıl oldumu bilmiyorum Mor ve Ötesi “Dünya Yalan Söylüyor” albümünü çok beğenmiştim. Hani albüm var albüm var bir albümün bütün şarkıları da güzel olur mu,? Olmuş işte yapmış abiler. Yada Demir Demirkan’ ın “2004/İSTANBUL” albümü şahanedir. Ya bu albümler yeni nesil albümlerden ama abiler ablalar sıkı durun bir albüm daha geliyor ve alın bu albümü hani olurmu bütün şarkılarıda güzel yapmış çocuk işte hepsi birbirinden güzel. Bilmem bilirmisiniz Manga nında katıldığı bir yarışma vardı hani üç ayaklı sandalyem diyorlardı ve İzmirliydiler evet evet belki hatırlayanlar olacak. 6. Cadde den bahsediyorum. Şimdi Celo bu satıları okurken fabrika günleri ve “Git” aklına gelecektir. Saygıyla selamlıyorum abicim.. Gidin ve alın Emre Aydın “Afilli Yalnızlık” Ben “Belki bir gün özlersin” ve “Bu kez anladım” tek geçiyorum… Ve “Hareket Vakti” harika yorumlanmış şöyle tarif edebilirim yudum yudum…
Ölsem ölsem ölsem hemen şimdi,,,!
Kaçsam gitsem kaçsam tamda şimdi,,!
Bu kez pek bi afili yalnızlık, aldatan bi kadın kadar düşman,
Ağzı bozuk üstelik, bırakmıyor acıtmadan
Bu kez pek bi afili yalnızlık, ağlayan bi kadın kadar düşman,
Tuzaklar kurmuş üstelik bırakmıyor acıtmadan
İçiyorum her nefeste, ne halim varsa gördüm,
Çok koştum çok yoruldum ve şimdi bende düştüm
İçiyorum her nefeste, ne halim varsa gördüm,
Çok koştum çok yoruldum ve şimdi bende düştüm
Sövdüm sövdüm sövdüm ben dünyaya
Acılara sokaklara ait olmayan insanlara
Deymezmiş hiç uğraşmaya,
Bu kez mecalim yok hiç dayanmaya dayanmaya
--
Şimdi ben gene kırıp dizimi oturacağım dediğim bir anda fıldır fıldır gezmeye başladım. Ve işlerim acayip yoğunlaştı. Yani bi dur be kızım. Kızım bi dur be. Yani bu tempoya nasıl dayanabiliyorum bilmiyorum. İnanın Haftanın 4 günüde 3,5 saatlik uykuyla nasıl yetebiliyorum nasıl civa gibi akıyorum çivi gibi çakılı kalıyorum bilmiyorum. Maşallah diyelim, maşallah kızım sana maşallah…
Çakkıdı çakkıdı oynadım hoppidi hoppidi hopladım. Aykutun kolunda evin yolunu buldum ama takside “çocuk” dediği için kırdım geçirdim. Kızım bir sus bak dövecem şimdi. Esen bi sus. Esen bi gülme. Ama çoçuk. Ehauehuahuehuah. Serseriyim gün akşam bilmem napayım ;)
*Hatırlatma;
17 Kasım günü benim için kıymetli bir insanın günüdür. İyiki doğmuşsun Ubermensch,,! İyiki de doğmuşsun Uber,,! *
5 Kasım Bolu etkinliğine gidememiş olmam ve etkinliğin hava koşullarından ötürü iptal edilmesi benimde bu havada İstanbula da gidilmez be anacım türküsünü tutturmamla beraber çakılı kaldım Bursa eteklerinde. Evet dön ve tekrar tuşuma bas. Auheuahueha ;)
Ardından kızlar ve arkadaşlar çok özledim sizleri, en yakın etkinliğe bırakmadan kaçıvericem yanınıza hani sizin çok sevdiğiniz İstanbulunuza ardından Güzel İzmire uğramasam ayıp olur… Bekleyenim çok…
Bursa grubu olarak 18,11,06 tarihinde buluşup Kaplıkaya ya gittik. Gittik ama niye. Sor bakayım niye; bir grup deli hepsinin elinde Fotoğraf Makinesi neymiş efendim Fotoğraf Çekicez ;) Anacım dağ taş tepe bayır tırmandık ayı inleri vardı el yapımı köprüler hoş bir sohbet vardı yan yan yürüdüğü iddia edilen yengeçler bile vardı ;) Çok güzeldi anlatacak tek kelime çok keyifliydi. Gülmekten ve fazla oksijende kafayı gene yaptım kahkahalarım çığırtkanlık seviyesine yükseldi ;) Çekim bitti şehre iniyoruz napalım tabiki çağ döner yemeye. Sanırım burayı fazla uzatmayayım çünkü aleyhime sonuçlanabilir gerçi delilleri yok ellerinde ama kaşınmıyorum. Açsam yerim ne var bunda ;))) Bu güzel gezi çin güzel arkadaşlığınız için tek tek teşekkür ediyorum..
Ve Fati. Fati arkadaşım fati. Bu adamın hayatında benimde bi rolüm olduğu için onu tanımış olduğum için iyi birisi olduğuma inanıcam az kaldı ;) Hala bana bir özür borçlusun, gömlekleri biriktir ve bana getir hepsini ütülüyeceğim… ;))))
Ve ve ve artık bir İtalyanla İngilizce konuşarak anlaşmaya çalışıyorum. Rekor kırdım rekor.. Hi Davide ;) Good bye Davide ;) ;Pp
Ve Kapanış bölümü;
“Festival gibisin katılmak istiyorum
Önlerden yer kapıp gözünü kalbime bekliyorum
Asaletinin bedeli çok kölen var belli beri
Hem biraz deli azdan çok da serseri
Adı lazım değil baş harfi ben…”
Kapandı;
Festival gibiyim,,,
Thursday, November 09, 2006
Monday, October 30, 2006
ya sen naptın kendine böyle ya
Söyle bana hangimiz sevdi haaaaaa?
söyleeeee
söyleseneeeeeeeeee
Ben sevdim ben
ben sevdim seni bennnn
söyleeeee
söyleseneeeeeeeeee
Ben sevdim ben
ben sevdim seni bennnn
Vira
Ya ben artık avlanmak istemiyorum yaaaa, hem artık burda avlanmakta yasak. Çok ciddiyim ikili ilişkilerde girilen avlanma – avlan durumlarından cok sıkıldım. Artık öğğğ geldi. Birden bire geliştiğinde hani aklında bir şey yokken, anlamadan beyninin değil de kalbinin merak ettiği acaba elleri nasıl,? Yada sevmeleri nasıl diye farkında olmadan düşündüğün hislerden bahsediyorum. Hani dokunulmaz adamların varlıklarından bahsediyorum. Ve bu dokunulmaz adamlar görülmezde üstelik ve duyulmazlarda. Yanakta bıraktıkları hissi organların bile senle paylaşmak istemez. Hani çekim alanına sızan virüslerden de olabilirler, seni yıkıp yakmak için sızmışlardır evine. Zaman dersin demi her zaman. Dokunulmaz adamların maskesini düşürende zaman değil miydi,? Öyleydi, ama hep öyle olmasın diye uyanmadık mı,? sabahları gece gördüğümüz inanılmaz kabuslardan. Yani hep iflas etmedik mi,? Ve iflah olmaz bir edayla tekrarlarını yaşamadık mı,?aşkın. Kim bilir kaç kere takıldık kahrolası çarkın bir kenarlarına. Yok yok şimdiden sonra ne yöne baktığımı göremezsiniz. İstemem üstüm kalsın, elimde olan bana yetecektir. Ve inkar edeceğim belki, ve çocuk ustalığıyla kaçacağım belki ama hayır bu sefer ben yakalanmayacağım. İflah olmam ben. İnandıklarım için savaşacağım. İnandıklarım için yaşayacağım. Neye inandığım kimseyi ilgilendirmez. Ne için savaştığımın da önemi yok. Ben artık bana inananlara anlatacağım öykülerimi, sevginin saf bir gülüşten ibaret olduğunun farkında olanlara gülümseyeceğim. Kucak kucak dolmayacağım belki, belki çok temkinli davranacağım ve nereye gittiğimi ben bile bilmeyeceğim ki bundan sanane. Ne var biliyor musun,? Döndüm sana baktım, geriye sardım filmi en başına gittim. O tanıştığımız günlere döndüm. Amma da salakmışım be, su katılmamış salakmışım, yada öyle davranmışım. Bilmem ;) Neyse Sana baktım demi baktım da ne gördüm biliyor musun,? Boşlukta minnacık debelenen bir nokta. Zavallı bir nokta. Başladığı her cümlenin katili bir nokta. Sonra diğer leşlerimi de serdim yanına, oldular mı? boşlukta üç nokta ... Anlamsız anlamsız dolaşacaksınız cümlelerden cümlelere ve hep en son siz hatıra geleceksiniz. Beni sevmediniz diye size kin tutacak değilim herhalde ama acınası bakışlarımı ve sözlerimi söylemeden bakmadan edemem biliyorsunuz. Kendi kendimi ben ele veririm, sen anlattıklarımı dinlersin, o kadar. Ve o kadar olan her kaba sığarsın. Dilimin fütursuz olduğunu bilirsin hatta çekindiğini de bilirim benden nasibini almaktan. Neyse bundan sonra kuracağım cümlelerde pek bir görevin de kalmadı bir düşünsene hanginize sıra gelecek... Aşık bir insanın acısını dindirmek için yapmayacağı şey yokmuş bunu bugün dört saatte okuyup-bitirdiğim kitaptan öğrendim. Kitapta diyordu ki; “Ömer ona aşık olduğu için gidip başkasıyla evlenmişti, Aslı da Ömer’e aşık olduğu için şimdi Sinan’la sevişecekti. Aşık insanların ızdıraplarını dindirmek için yapmayacakları şey yoktu belki de... Bu öyle bir fırtınaydı ki, insan umutla her sığınağa koşuyordu. Sizinle sevişen bir insanın aslında kiminle savaştığını bilemezdiniz. Sizi öperken kimi öldürmeye çalıştığını, sizi severken kimden nefret ettiğini tahmin bilemezdiniz.” Sizi bilmem ama ben kitap okumayı çok severim aslında hem de çok severim cidden. Ve herşeyi okuyabilirim. Gerekli/Gereksiz bilgiler ansiklopedisi olmamda bundan dolayıdır herhalde. Siz hiçbir roman kahramanına aşık oldunuz mu,? Ben olmuştum ve hala o kahramana aşığım. Kahramanımın adı Orhan. (Berrin Kaplan – Hak Etmediğim Kadar Yalnızım) Orhan tamda istediğim yani istekten öte hayallerimdeki gibi birisiydi ve ben kitabın sonu geldiğinde hüngür hüngür Orhannnnn diye ağladığımı hatırlar şu satırları yazarken de gözlerim dolar Orhan’ı özlerim. Birde Sirrus Black var o benim dost kahramanım onun sırası değil şimdi. Bugün güzel ve güneşli bir gündü Hem Cumhuriyet Bayramıydı anlı şanlı bir zaferdi hemde benim için bayram niteliğinde bir gündü. Nerde olduğum kimseyi ilgilendirmez. Gittim ve geldim. İşte yolculuğum sırasında bitti kitap ve bayılırım bir yolculuğa sığan kitaplara ;) Hem kitap gibi hatun olmak da vardır işim raconunda ;)) Okuduğum bir satır hafızama kazındı bende oradan baktım bıraktıklarıma. “Sen yer değiştirdikçe anlamlar kayıyor, iyiler kötüye, yanlışlar doğruya dönüşmeye başlıyordu. Aşağıdan baktığında büyük görünen şey yukarıdan baktığında küçülüveriyordu, oysa baktığın şey hep aynıydı.” (Hande Altaylı – Aşka Şeytan Karışır) Bu kitabın sonunda da Ömer denen kahramanın kahraman olmadığını ve şu an ilk uyuz olduğum dövesimin geldiği kitap karakteri olduğunu söyleyebilirim. Neden Orhanlar ölür be... Keşke Orhanlar ölmese. Duyar gibi oldum kes kes şamatayı demenizi. Durun durun daha bitmedi,! Cuma gecesi Ben, ayki, aplam çok mu güldük setbaşında ne. ;) Sanırsam o ördeğin dili çıktı diye güldüm, birde gülmek istediğim için güldüm.Güldüm işte iki tane ellilik efesin beni soytarıya çevirmesine güldüm. Yanaklarıma varana kadar uyuşmama güldüm, yatağa gömüldüğümde deliksiz uykuma güldüm. Ağlamamak için Güldüm işte. Ağlasam aylarca ağlayacak kadar bir çırpıda güldüm ve bundan sanane. Yılların bana yaradığı senin canını sıkan özgünlüğe ulaştırdığı için güldüm. Ve çok keyifliydi. Şimdi sokun bunu kafanıza özgürlük yoktur rahatlık vardır,!(Ortamda iki tane Muti birleşirse Ayki de yelkenleri indirecektir ;Pp) Ben çok özgürüm evet ama kendi hayal alemimde. Ve bu aralar rahatsız edilmek de en son istediğim şey. Siz deyin gene kaşınmış ben diyeyim artık takılmıyorum o mevzularda. Ya albatroz’ un dediği gibi ne sitem var ne sitemim ;) Yani adı sanı yok, takılıyorum abi kime ne,? Herkes böyle bilsin, herkes deyip de ardıma üç nokta olarak attığım ve tepeden baktığım evrenin sonsuzluğunda kendini ziftin peki sanan fazlalıklara. Kime ne bugün bayramı kimle kutladığıma? Hem ne var biliyor musun? –ki sanmam bilebileceğini bilseydin tepe taklak olurdu aşka dair bildiğin her şey. Yani ayaklarımla ezdiğim kaldırım taşlarından farkın kalmazdı iykide beni hiç sevmemişsin. Yani aşk için çılgına döndüğüm gecelerde sen beni sevdiğini söylerken iykide yalan demişsin. Yoksa ben nasıl kendime bu kadar güvenir ve bir o kadarda tehlikeli hala getirebilirdim ki? İyiki keyfim yerinde, iyiki anladı kalın kafam keyfin şu an hissettiğim öte bir şey olmadığını ve ötesini hep benim uydurduğunu. Uydurmaktan ne denli keyif aldığımı nasıl tarif edebilirim sana; uzun bir cadde üzerinde çivi topuklu siyah ayakkabılarımla geçerken altımda ezdiğim kaldırım taşından farksız değilsin. Neymiş miş miş, dinliyorum. Yaaa öyle uzatırlar adamı işte. ;) Burası Elalminda abicim burda benim keyfimin kahyası bir tek benim. Ve burası benim en huzurlu olduğum tek yer. Ne demiştim ben bundan sonra her kez hak ettiği değeri alacak değil mi? Değil mi? Demiştim bunu demi. Demi, demi demi. İşte şu aralar benim hangi yöne baktığım kimseyi ilgilendirmez . Nereye gideceğim benim bile umurumda değil. Ve biliyorsun her zaman korktum kendimden.
23;57
29,10,06
23;57
29,10,06
Friday, October 27, 2006
Sevdiği günlerden biriydi,,,
Sevdiği günlerden biriydi,,,
Bu kadar aşkın arasında en muhtaç olduğu his, en tutkun olduğu his sevmeleri sevmekti aslında. Acımasızca belki ve bir o kadar güvensiz belki de ama net olan bu.
O kız kabuslarını benim düşlerimde gören bir çocuk aslında. Onu seven elleri öpen kız çocuğu da o, inciten elleri parçalayan da o. Arada sıkışıp kalmışlığın en büyük feryadı aslında, ne yapsa boş.
Hayallerini benim günlerimde yaşayan, cevapları arayan o. Biz onunla hep beraberiz istediği sürece.
,,,,,
Sevdiği günlerden biriydi... Gözlerinde güldüğünde tüm dinleri birleştirecek ışığı taşıyan evrenin, en ihtişamlı kapanıp açılmaları vardı. O güldüğünde dertlerini unutan insanlar vardı her birinin ellerine sarıldığı. Kucak kucak sarılmaları vardı, şifa dağıtan bir elin omza dokunduğunda saçtığı ışık gibi görülmezdi güldüğünde gözlerindeki mucizeleri. Ama gözlerinde güldüğünde tepeden tırnağa bir mucizeydi seyrine doyamadığım. Seyirlikti sevdiğinde. Gözün bebeğiydi, uzak olan yakındaydı ve kız seyirlikti. Seyrettim.
Bilinmez diller konuştuğuna şahit oldum defalarca. Ve sadece bakarak, baka baka insanın içine aktığı konuşmalara da şahit oldum. Öpmelerine de tanıklık ettim. Hep merak ettim seyrederken doyamadığım öpmeleri nasıl oluyor da onan zarar vermiyordu. Bir yangın düşün, isteyerek atladığın, seyrettiğin ve herkesin aynı anda aynı acıyı hissettiğini düşün ve bununla yanmak için feda edebileceğin günahları düşün dağlan ateşle. Seyredeni de yakan öpüşlerini gördüm, yandım.
Şimdi öyle anlamsız gelse bile bu kızın sevmelerini seyretmeyi, dinlemeyi çok özledim. Uydurduğu masallara tanıklık ettim, şimdi onların gerçekliklerini anlatan ama aslında inanılmaması gereken bir izleyiciyim sadece.
Ben bile o kıza en yakın olan ben bile izin verdiklerinden öteye ulaşamadım. Hissettiğim tek şey bilmediğim ve daha onunda uydurmadığı ve benim inandırmak için anlatmadığım onlarca hikaye yaşıyor içinde.
Severken seyirlikti, aşıktı kendine, kendini sevenlere.
Aşk-ın bir kirpik ve ete duyulan özlem olmadığına tüm inanmayanlar içinde inanıp içinde kaybolduğunu gördüm. Bu onu son görüşümdü zaten,,, Şimdi anlatmak hiç kolay değil. Tek diyebileceğim kaybolan kızın dünyasını ve oraya ait olmayı seyretmeyi, gözlerinde yaşadığı hayatın her karesine tanıklık etmeyi çok özledim.
Ne olur çocuk geri dön,,,
Tüm garipliklerine yoldaşlık edeceğim,,,
24,10,06
02;23
“Bugün günaydın deyip-güzelliklerle içini ısıttığın insan yarın tüm mutlulukları burnundan getirebiliyor. Canını sıkmasına izin vermesen de insan gene yapacağını bulur, üzer seni. Ailede böyle. Dün annen, baban, kardeşlerin burnunun ucundaydı, onlar için hayaller kuruyordun (gerçekleştirebilmek için). Şimdi ayrılığın daha iyi bir şey olduğunu düşünüyorsun.
Uzun zamandır sırılsıklam uyanıyorum uykumdan, titreye titreye. Çocukken en güzel yaşında yaşadıklarını, gördüklerini tekrar tekrar yaşıyorum uykularımda ve hıçkırıklarımızı kimse duymuyor. Sarışın minik kız, eteklerini tuta tuta evin önüne geliyor. Ağlamamak için kaskatı gözlerini görüyorum bir solukta. Ve ben rüyalarıma dolan kızın ağlayamadıklarını kabuslarımda ağlıyorum. Meğer ne çok üzülmüşüm, yazık diyorum kapı önündeki o kızı görünce bir başka kabusta daha. Ve bir daha ağlayamadıklarını ben ağlıyorum. Ardından kendime, yaşıma bakıyorum, nereye kaçsam beni bulmuşlar, Yaşadığım şeyleri atmışlar dizdiğim raflardan ve kilitlemişler hep bir sonraya, hep bir sonraya. Yapamadım asla unutamadım.
En zayıf anımda bile kafamı eğmeyişlerimi hatırlıyorum. Hem de kimseye. Giden gitmiş esen kalmış hep. Bu şehrin bütün duraklarında kim bilir kaç kere bekledim,? Beklemeye ihtiyacım varmış benim gelmenize değil,,, Ben iyileştirdim kendimi çünkü, ben merhem oldum yitirdiklerimi onarmaya,,, Hala giriyorsa rüyalarıma kapı önünde bekleyen ufak sarışın kız çocuğu ben intikamımı almışım bizi bilmek istemeyen, görmek istemeyen sizden. Her vakit dediğim gibi, İntikam kendinden alınır.
İçimde, öyle güzellikler gizli ki, elini attığında gülümsüyorum sana. Ve sırtını döndüğünde iyilikler diliyorum senin için. İçimdeki güzellikler hep onun eseri. Baştan aşağı bir yapıt gibi duruyorum böyle düşündükçe. Biz kötü olmadık hiç. Üzdüysem eğer, başarabildiysem bunu. Beni hem sevmeli hem de öldürmeli,,,Eğer seni kapı önünde bırakan şeyin kucaklar onunla büyüyüp-ufalırsan yücelmişliğe ulaşırsın. Ardından anlamsız gelir kavgalar, korkarsın. Anlamsızlığı allayıp pullayıp sunarsın seni üzenlere, bana. Sakinsindir ve alçak gönüllü, alçaksındır. Gülümsersin, ibadet yapar gibi gülümsersin iblisi kovmak için düşüncenden.
Zaman gelir, rüyalara dolarsın, gözlerinde dolarsın bazen yabancıların, tanıklık eden gözleri de süzersin.
Tazeliğini koruduğu sürece bir dizi kabus ta birleşmek üzere gülersin bir kere daha işte, ;)
Ve,
Tüm hiçler acıttıklarını kendileri de acıyacaktır... – Ebda-“
27,08,04
10;27
Bu kadar aşkın arasında en muhtaç olduğu his, en tutkun olduğu his sevmeleri sevmekti aslında. Acımasızca belki ve bir o kadar güvensiz belki de ama net olan bu.
O kız kabuslarını benim düşlerimde gören bir çocuk aslında. Onu seven elleri öpen kız çocuğu da o, inciten elleri parçalayan da o. Arada sıkışıp kalmışlığın en büyük feryadı aslında, ne yapsa boş.
Hayallerini benim günlerimde yaşayan, cevapları arayan o. Biz onunla hep beraberiz istediği sürece.
,,,,,
Sevdiği günlerden biriydi... Gözlerinde güldüğünde tüm dinleri birleştirecek ışığı taşıyan evrenin, en ihtişamlı kapanıp açılmaları vardı. O güldüğünde dertlerini unutan insanlar vardı her birinin ellerine sarıldığı. Kucak kucak sarılmaları vardı, şifa dağıtan bir elin omza dokunduğunda saçtığı ışık gibi görülmezdi güldüğünde gözlerindeki mucizeleri. Ama gözlerinde güldüğünde tepeden tırnağa bir mucizeydi seyrine doyamadığım. Seyirlikti sevdiğinde. Gözün bebeğiydi, uzak olan yakındaydı ve kız seyirlikti. Seyrettim.
Bilinmez diller konuştuğuna şahit oldum defalarca. Ve sadece bakarak, baka baka insanın içine aktığı konuşmalara da şahit oldum. Öpmelerine de tanıklık ettim. Hep merak ettim seyrederken doyamadığım öpmeleri nasıl oluyor da onan zarar vermiyordu. Bir yangın düşün, isteyerek atladığın, seyrettiğin ve herkesin aynı anda aynı acıyı hissettiğini düşün ve bununla yanmak için feda edebileceğin günahları düşün dağlan ateşle. Seyredeni de yakan öpüşlerini gördüm, yandım.
Şimdi öyle anlamsız gelse bile bu kızın sevmelerini seyretmeyi, dinlemeyi çok özledim. Uydurduğu masallara tanıklık ettim, şimdi onların gerçekliklerini anlatan ama aslında inanılmaması gereken bir izleyiciyim sadece.
Ben bile o kıza en yakın olan ben bile izin verdiklerinden öteye ulaşamadım. Hissettiğim tek şey bilmediğim ve daha onunda uydurmadığı ve benim inandırmak için anlatmadığım onlarca hikaye yaşıyor içinde.
Severken seyirlikti, aşıktı kendine, kendini sevenlere.
Aşk-ın bir kirpik ve ete duyulan özlem olmadığına tüm inanmayanlar içinde inanıp içinde kaybolduğunu gördüm. Bu onu son görüşümdü zaten,,, Şimdi anlatmak hiç kolay değil. Tek diyebileceğim kaybolan kızın dünyasını ve oraya ait olmayı seyretmeyi, gözlerinde yaşadığı hayatın her karesine tanıklık etmeyi çok özledim.
Ne olur çocuk geri dön,,,
Tüm garipliklerine yoldaşlık edeceğim,,,
24,10,06
02;23
“Bugün günaydın deyip-güzelliklerle içini ısıttığın insan yarın tüm mutlulukları burnundan getirebiliyor. Canını sıkmasına izin vermesen de insan gene yapacağını bulur, üzer seni. Ailede böyle. Dün annen, baban, kardeşlerin burnunun ucundaydı, onlar için hayaller kuruyordun (gerçekleştirebilmek için). Şimdi ayrılığın daha iyi bir şey olduğunu düşünüyorsun.
Uzun zamandır sırılsıklam uyanıyorum uykumdan, titreye titreye. Çocukken en güzel yaşında yaşadıklarını, gördüklerini tekrar tekrar yaşıyorum uykularımda ve hıçkırıklarımızı kimse duymuyor. Sarışın minik kız, eteklerini tuta tuta evin önüne geliyor. Ağlamamak için kaskatı gözlerini görüyorum bir solukta. Ve ben rüyalarıma dolan kızın ağlayamadıklarını kabuslarımda ağlıyorum. Meğer ne çok üzülmüşüm, yazık diyorum kapı önündeki o kızı görünce bir başka kabusta daha. Ve bir daha ağlayamadıklarını ben ağlıyorum. Ardından kendime, yaşıma bakıyorum, nereye kaçsam beni bulmuşlar, Yaşadığım şeyleri atmışlar dizdiğim raflardan ve kilitlemişler hep bir sonraya, hep bir sonraya. Yapamadım asla unutamadım.
En zayıf anımda bile kafamı eğmeyişlerimi hatırlıyorum. Hem de kimseye. Giden gitmiş esen kalmış hep. Bu şehrin bütün duraklarında kim bilir kaç kere bekledim,? Beklemeye ihtiyacım varmış benim gelmenize değil,,, Ben iyileştirdim kendimi çünkü, ben merhem oldum yitirdiklerimi onarmaya,,, Hala giriyorsa rüyalarıma kapı önünde bekleyen ufak sarışın kız çocuğu ben intikamımı almışım bizi bilmek istemeyen, görmek istemeyen sizden. Her vakit dediğim gibi, İntikam kendinden alınır.
İçimde, öyle güzellikler gizli ki, elini attığında gülümsüyorum sana. Ve sırtını döndüğünde iyilikler diliyorum senin için. İçimdeki güzellikler hep onun eseri. Baştan aşağı bir yapıt gibi duruyorum böyle düşündükçe. Biz kötü olmadık hiç. Üzdüysem eğer, başarabildiysem bunu. Beni hem sevmeli hem de öldürmeli,,,Eğer seni kapı önünde bırakan şeyin kucaklar onunla büyüyüp-ufalırsan yücelmişliğe ulaşırsın. Ardından anlamsız gelir kavgalar, korkarsın. Anlamsızlığı allayıp pullayıp sunarsın seni üzenlere, bana. Sakinsindir ve alçak gönüllü, alçaksındır. Gülümsersin, ibadet yapar gibi gülümsersin iblisi kovmak için düşüncenden.
Zaman gelir, rüyalara dolarsın, gözlerinde dolarsın bazen yabancıların, tanıklık eden gözleri de süzersin.
Tazeliğini koruduğu sürece bir dizi kabus ta birleşmek üzere gülersin bir kere daha işte, ;)
Ve,
Tüm hiçler acıttıklarını kendileri de acıyacaktır... – Ebda-“
27,08,04
10;27
Subscribe to:
Posts (Atom)