Thursday, August 25, 2005

Nefessizim,,,

Eksik günlerin ertesinde, gözyaşının hesabını kime sormalıyım.

Bir adım bile atamam.

Ellerimin bedenime dokunmaya tiksindiği anların birinde yazıyorum bu satırları. Herşey ve herkez yabancı. Ve yabancılığa alışmam unutmama yetmiyor. Eğer alışırsam ben yabancı olduğum anlara, yeni yabancılıklar getiricem peşimden biliyorum.
Bu yatak buz gibi. Gel..!

Bencillik yapmak istiyorum. Ben ve benimler için soluk almak istiyorum. Ayrılık geliyor aklıma, ağlıyorum. Bağıra bağıra söylüyorum. "Karakolda ayna var, ayna var. Kız kolunda damga var, damga var. Gözlerinden bellidir cevriyem... Sende kara sevda var.. Moryada fosforlum. Sende kara sevda var...
Dün akıtmadığım gözyaşlarımı şimdi tutamıyorum.

Dolunay aydınlığında, pencere kenarında ışıldamak için sıramı bekliyorum.
Gel sevgilim...

Nefessizim bu gece...

24,08,05 / 23;34

Wednesday, July 27, 2005

Zaman

Çayda akan su gibi , çölde esen yel gibi
Iste bir günü daha kayboldu ömrümün.
Ben ben oldukça iki günün gamini bir çekmem.
Biri geçip giden gün biri gelecek gün.

Ömer HAYYAM

Monday, July 04, 2005

Kıymetli Bir Gün,

Anımsıyorum,
Gece uykum çok bölündü, şimşekler çaktı-gök gürledi duydum yağmurun sesine eşlik eden her şeyi.
Bir soru hatırlıyorum, kıymetlilerimle ilgili. En çok ne yapabilirsin dediklerinde "yaşarım" dediğimi anımsıyorum.
Ve bu sabah o yüzden ben böyleyim.
Sevgimden yaşarım dedim, ve oyle mutlu yaşıyorum ki şu an sesim cıvıl cıvıl doluyor kulaklara.
Bugün yeni anlamış gibiyim sevebildiğimi.

Friday, July 01, 2005

Bazen,

Bu şehrin, yaşadığım evin, taşıdığım kalbin birer hapishane olduğunu zannediyorum.
Şehir hapsettiğinde başka şehirlere gidiyorum o an her şey uzak.
Ev hapsettiğinde başka arkadaşların evinde bulaşık yıkamak zevkli olabiliyor.
Kalbim hapsettiğinde ki bu daha basit. Susuyorum susuyorum - susup susup unutuyorum.

Dengesizliği kabul ediyorum.

Çok sevdiğim denizini bu şehrin, başka denizlere tercih etmeyi,
Rahatladığım mutfak masamı ve ufak televizyonumu başka evlerde eğrelti oturmaya tercih etmeyi,
Kabul edebiliyorum.

Kalbimin hükümsüzlüğünü anlamıyorum işte. O kadar sessiz ki, yeter artık yeter diye bedenimi sıkıştırmasını seyrediyorum.

Kalbim gel gitme,,,

Thursday, June 30, 2005

Burdayım

Tatilin hangisi kötü olabilir ki,
Tatilimin güzel geçmesi tatillere olan korkumu geçiremiyor ama ;)

Dans, uyku, yemek yemek, dondurma, fringles, adana kebap, dürüm, kilo almaya çalışmak, yüzme, güneş, kum, hediyeler, gezmek tozmak, güneşin batışını doğuşunu deniz üzerinde seyretmek ayaklanıp dans etmek dilinde en güzel şarkılarla, kavga etmek, gülmek, sabahları plansız bir şekilde güne başlamak, hatta o günün hangi gün oldugunu unutup saat bile taşımamak, cep telefonu ve dahili hatlardan oldukça uzak olmak, en önemlisi dinlenirken bile sevmek, sevmek.

Tuesday, June 14, 2005

Tatile az kaldı,

Tatile çıkmama az kaldı, daha fazla yorulmak için mi? dinlenmek için mi? çıkıyorum şu an için bunu bilmiyorum. Döndüğüm zaman yazıcam bunu kestirebiliyorum ama.

Şu an bildiğin tek şey var, BOĞULUYORUM...!

BOĞULUYORUM, BOĞULUYORUM,

Tuesday, May 24, 2005

Gel Yeter

Hangi gün
Söyle hangi gün
Açıyor birer birer çiçekler

Gel yeter

Olmasın elinde çiçekler
Yorgun, bitgin, habersiz çıkıp gel

Ansızın o sokak köşesinden
Biraz suçlu, biraz dağınık gel yeter

İster bir saat sürsün gel yeter
İster bir ömür geçsin gel yeter
İstersen dursun dünya
İstersen dönsün hızla

Farketmez son kez olsun gel yeter

Candan Erçetin Hazırım Albümü (1996)


* Bekliyorum; koyverip gittim kendimi,,, *

Thursday, May 19, 2005

Çok Masallar Dinledim

Çok masallar dinledim hayatta. Hayat-ki bir benzerinin diğerine anlattığı bir masal. Kimi zaman prenses oldum, bazen bir temizlikçi kız, bazen ufak kız çocuğu, bazen anne, bazen abla, bazen abi, bazen baba...

Hayat bumu?
Bir diğerinin diğerine yaşattığı masal mı?

Kolay değil bir şeyler.

Bir masal dinliyorum şu an, saçlarım dizlerine çöreklenmiş ve nutkum tutuk bir şekilde dinliyorum seni. Issız cehennemlerden nasıl da kulak kesildim geldim sana. Anlat bana bildiklerini diye. Dinleyip duruyorum seni.

Bir gözümden diğerine sakınıp kolluyorum seni. Sen beni uyuttuğunda ben uyanıp seni izliyorum. Üşüme diye sarılıyorum sımsıkı sana. Ve başlıyorum fısıldamaya...
Bildiklerin yalan, Anlattıkların avuntu, Ve sen yoksun...
Ben biliyorum ve tekrar tekrar söylüyorum...
"Sizin dünyanız benim basitliğimden öç alıyor"

Savunun kendinizi, yalan yaşatıyorlar size. Yalan sarılıp-yalan öpücükler konuyor dudaklarınıza.

Hiç bir insan yılana sarılıp uyumuşmudur cennet gördüğü cehennemde? Onu bilerek üşümüşmüdür koca yatakta?

Hayat bumu?
Bukadar mı?

Hep kahır, hep kahır, hep kahır,,, Bıktım Ben. (Cem KARACA)

Wednesday, May 11, 2005

Beklemek - Ertelemek - Unutmak

Dün yorgundum, düşünmekten. O kadar çok daldı ki gözlerim, ne düşündüğümü bilmeden baktım durdum neye baktığımı bilmeden.

Bugün üstüne gidiyorum kendimin. Hareket halimden dura kalmış kıza yaklaşıyorum, beni fark edecek gücü yok. Masamda babamın hediye ettiği mis kokulu mor çiçekler camdan esen rüzgarla burnuma doluyorlar, çok güzel kokuyorlar. Sanki beni bir yere davet ediyor bu güzel kokular. Artık çok yavan bir hayatım var, beni rahatsız eden bumu,?

Beklemek: unutmanın giriş bölümü.
Hiç bir şey beklemenin huzursuzluğunu iliklerinde hissetmişmidir bir insan?
Hissetmesin acıdır.
Gelmez çünkü... Bekleten herşey nankör, bekleyen herşey zavallıdır şu durumda.

Ertelemek: unutmanın gelişme bölümü.
Neyi ertelediğini unutup daha olaylar gelişecekken, unutmak için hatırlamışmıdır hiç bir insan. Tekrar tekrar benim yaptığım gibi.
Yapmasın acıdır.

Unutmak: unutmanın sonuç bölümüdür.
İsmini değiştirip başka bir kente taşınmaktır unutmak.
Etiketini değiştirip tekrar raflara koymaktır bir şeyi.
Unutmak bir daha asla onu hatırlıyamamaktır. Di-li geçmiş zamanlarda dolaşırken.
Unutmak kendini kandırmaktır. Şimdiki zamanda, ben burdayken.

Biliyormusun bunlarda benim deli saçmalarımdan başka bir şey değil diyorum bir yandan da ifade edemiyorum bunların doğrularını. Yada gene uydurmak istedim bir şeyler...

Ve biliyormusun benim hiç bir beklentim yok. Ve bu olay şu an için geçerli. Şu an ne kadar uzun/kısa bunuda bilmiyorum.

Yalın söylüyor; Ben bilmem unutmayı ben bilmem,,! (Bak bu gerçek hem güzel bir şarkı)
Kimsenin inanarak kapılacağı bir aşk yokken sen nerden çıktın
Duyduğum iki sözün biri yalanken seni kim böyle sakladı
Anlamadım daha önce nelere yıprandığını
Sorun bende mi anlamadım
Biz bu aşkla göklere
Duyulmamış düşlere
Kirlenmiş hayallere uçacaktık
Ben bilmem unutmayı ben bilmem
Yüreğimde ağırlığın
Sana esir canımla bu yollardan geçemem
Ben Bilmem / Yalın