Friday, April 29, 2005

Masal

- Bana bu gece masal anlatsana,?

- Bir prenses varmış bu prenses çok güzelmiş, çok tatlıymış. Güldüğü zaman böyle acayipşeker bir şey oluyormuş. Sonra bir gün bir adam sarayın kapısına gelmiş demiş ki; prenses prenses açsanda şu kapıyı soluklansam şurda iki dakika.

- Prenses ne yapmış,?

- Sonra adam girmiş içeri. Prenses sormuş nerden gelip nereye gidiyorsun. Adamda nerden geldiğimi bilmiyorum, nereye gideceğimi hiç bilmiyorum.

- Prenses ne demiş,?

- Ben burda çok yanlızım, benimle kalırmısın demiş. Adam kalmam demiş.

- Prenses ne demiş,?

- Burası çok kirli bak her yer örümcek bağlı, bunlar benide senide ısırır ama istersen benimle gel bir dere kenarı bulalım bir şato yerine bir evde oturalım bahçe yaparız önüne ağaç dikeriz demiş, çitleri olur hiç bir şey gelemez demiş.

- Prenses ne demiş,?

- Prenses ne demiş,?

- Prenses örümcekleri iyi sanırmış ama ağ kurup hayat kurtaran örümcek sokup canda alırmış. Nasıl ki bir insan Peygamber huylu olurken öbürü şeytan huylu olabileceği gibi.

- Yanlızlık demiş adam, aslında yanlız olmak istiyormuş ve sormuş prensese; benim yanlızım olurmusun,? demiş. Ve beni yanlızlığına beni eklermisin demiş.

- Prenses ne demiş, prenses söyler ama adamın o günden sonra yanlızlığı prenses olmuş.

- Prenses ne yapmış,?

- Prenses gitmiş yolcuyla beraber, yolcunun yoluna katmış kalbini ama yolcu onu hiç ezmemiş. Örüncek ağından giydiği hırkayı çıkartmamış yolcu ona nasıl giymesi gerektiğini öğretmiş. Kabullenmiş sevmiş. Bir çınar usulluğunda kök sala sala toprağa göğe yükselmiş severken yolcuyu prenses. Prenses Yolcuyu Hep sevecekmiş.

Thursday, April 21, 2005

Şimdi

Şimdi
Sana
.Suskunluğumu bıraktım; dinle
.Derli toplu yüreğimi dağıttın; seyret
.İki elin kanda kalmış; ağla

Yaşadıklarımızı yazmadım hiç; ama sen,

....................Unutamıyacaksın biliyorum..!

Şimdi
Ben
.Ömrümün son günü gelmiş; dinliyorum
.Sevgi kırıntılarım bile toplanmış; seyrediyorum
.Kalbim ellerinin arasında; ağlıyorum

Yaşadığımızı yazdım şimdi; ve ben


....................Unutmıyacağım biliyorum..!

21,04,05 / 16;15

Wednesday, April 20, 2005

Bende Kal

Bir tohum verdin
çiçeğini al
Bir çekirdek verdin
Ağacını al
Bir dal verdin
Ormanını al
Dünyamı verdim sana
Bende kal

(Aziz Nesin)

Monday, April 18, 2005

Bir Rüyaydı,

06;30 telefonum caliyor duyuyorum. Ama rüyadayım onunda farkındayım. Rüya ile gerçek arasında kalmışım uyanmalımıyım devammı etmeliyim onun sersemliğiyle (bu hali çok sever çok da nefret ederim) telefonu kapatmişim. Taki diğer telefonumun çalmasıyla 06;35 gene açamıyorum gözlerimi. Gün bu günün sabahın körü. Zil çalıyor zil çalıyor, uyanamıyorum ama rüyamda kalkıp kapıyı açıyorum. ;) Elinde papatyalarla adam karşımda. Papatyayımı daha çok seviyorum senimi daha çok seviyordum acaba,? Hanginiz daha tatlısınız,? Diye aklımdan geçiriyorken; papatyalara saldırıp boynuna atlıyorum ;) Hep yaptığım gibi...
O kadar gerçek bir rüyaydı ki, bahar kokuyor papatyalar ve Oda senin kokunla esip geçiyor.
07:00 telefonlar iptal. Bu sefer cidden kapı zili çalıyor, irkildim acaba dedim. Ranzadan aşağı merdiven kullanmadan öyle bir hopladımki tahtalar zangırdadı. Hemen kapıyı otomatiğine bastım, tahta kapıyı açtım uzun holde ilerledim. demir kapıya doğru... dışarıda bir gölge bile yok. Kafamı dışarı çıkarttım, sağa-sola bakıyorum gelmiş ve gitmiş hiç kimse yok. Peki zil,? Zile kim bastı...

;)
Velhasıl bin kelam. Bugün bir demet papatya aldım, ve beni mis kokusuyla uyandırdı. Rüya yada gerçek ne fark eder. Bundan daha fazla mutlu olamam ki..

;)

Friday, April 15, 2005

Serserinim

Serserinim gün aksam bilmem, kalbinden baska yer mekan bilmem
Kandil olmus tutusmus kül duman bilmem
Güzel gözlerinin meyhanesinde

Evvel zaman içindeymisiz, dünya alem disindaymisiz
Her dem senin askindaymisiz
Güzel gözlerinin meyhanesinde

Bir bilsem ki ne hallerdeyim, kaybolmusum nerelerdeyim
Bir gün dudakta, bir gün tendeyim
Güzel gözlerinin meyhanesinde

(Fikret Kızılok)

Wednesday, April 13, 2005

Kal Yanımda

Her gün sabahtan akşama
Saatinle başbaşa
Kalmadı takvimde tek bir sayfa
Kuruyup solma aynaya baka baka
Ne söyleyeceksen söyle sen dobra dobra
Biliyorum yalnızsın sabahtan akşama
Söylemek istiyorsun bir şeyler bana
Ya da vurmak yüzümün ortasına
Ne yapacaksan yap artık hadi durma
Hadi durma
Hadi durma
Hadi vur
Hadi vur bana
Sanki bir şeyler var arkanda
Anlatmaya korkuyorsun bana
Hadi durma hadi vur bana
Bırak onları kal yanımda

(Manga)

Wednesday, March 23, 2005

Merhaba,

Uzun zamandır yazamıyordum, yazmak istemiyor, yazsam da yarim birakiyordum. Ben ki- yazmayı cok severdim. Su an bekliyorum. Belki burasi ozlemimi giderir. Ve bende yazabilirim tekrar, tekrar. Daha öncesinde cesur davranarak yaşadığım-hatırlamak istemediklerimi yazmış ve en iyi yazılarım olarak taktir etmiş/toplamıştım. Şimdi ise perdeyi aralamak istiyorum.
Merhaba Ebda,,,

Burası Elalminda,,!

Tuesday, March 22, 2005

Bu Kadın

Bir kadın var, geceden daha kara Tutkunun en acılı dokunuşu var parmaklarında


Ve
Kör eden bakışları...
Kimseyi takip etmediğini biliyorum
Korkular hep bu kadınla, çok vakitsiz, çok aşık
Duvar kadar soğuk aslında, bilmiyoruz onu...



Çocukluğunu satmış da gelmiş
Kadınlığı karnındaki düş
Düş, kaçtığı her bakış


Satürn'den gelmiş, pek bir beğenir kendisini,
Satürn gibi etrafı toz bulutu
Bu siste her kucağı sanar da mutluluk ona koşar gider
Yeter ki sev
Vazgeçmeyi sevmez
Ama onu sevmek zor
Kapıdan içeri giren çoğu kez koşar da uzaklaşır
Ömür törpüsü sanki ;)


Bakma güldüğüne. İçi kara. Korkutuyor bu gerçeklik
Rahatsız eder çok kere
İstemezsin onu
Kimse böyle şefkatli olmamıştı annenden sonra,

Korkutur seni,
'Kim bu?' diye sorarsın

Hızlı atar adımlarını
İz bırakır!
Sevsen de sevmesen de iz taşıtır sana
Gençliğine aldanma
Çocukluğunu satmış da gelmiş
Alnından bir öpücükle uçurmuş tüm kelebekleri
Örümcek ağından hırka dokumuş kendine
Hamam böceklerini düğme yapmış
Korkasın ondan diye,
Sevesin onu diye
Duvar kadar soğuk aslında bu kadın
Bu kadın intihar kadar yalnız, su kadar çürük
Bakma güldüğüne
Kaçarken gülüyor o, kaçırma gözlerini ondan, asla!
Çocuk olacak kadar büyümemiş aslında
Teni tütün, sesi rakı kokar,
O bir papatya sever, beyazın en onurlu dokunuşu
Evin yaban gülü bu kadın dişilikle çocukluk arasında kalmış
Garipseme onu sevmeyi biliyor o...


Polyanna oymuş,
O romandaki sarışın aptal kız oymuş

Kurtulmak istemiş
Hiçbir zaman yıkılmayacak kale misali, bu o olmalıymış
Sarı saçlarından kurtarmış kendini
Gel zaman, git zaman
Ölümler olmuş, hasret doğmuş, düşmüş
Her şey düş-müş
Bir gün düşleri pilsiz kalmış
Polyanna'yı boğmuş önce, sonra asmış
Şimdi her şey daha bir güzel
O da beğeniyor kendini zaten


Korkuyor kendinden,
Gizemi yakalanmış kırmızı akrep olmaktan da...
Psikopat gibi gülüyor, geçmişin melodileri çınlayınca kulaklarında
Onunla fazla konuşmanın beyninde parmak izi bıraktığını iddia ediyor bir dostu,
Dostsa; düşleri eriten kan lekesi sadece,
Dostun elini arar
Çölün ortasında kanlar içinde uyurken
Ağlar,
Ağlatma şu kadını,
Ankara ayazı gibi ürkek,
Bursa lodosu gibi tedirgin,
İzmir güneşi gibi şehvetli
Bu kadın ağlarken psikopat gibi
Kadınlığı hırslı ve onurlu,
En kırmızı şarap kadınlığı
Her şey parmaklarının ucunda, dudaklarında
Her gün işten kovduğu makinisti ve buharlı beyni kadınlığı
Kadınlığı ulaşamayacağın kadar derinde
Almak için ölmek zorunda kalacağın kadar bakire,!

Bu kadın anne
Bu kadın tutsak düşlerine

Bu kadın sabah uyanıp da hatırlamadığın rüyalar
Martılara attığın yürek bu kadın
İşte o kadar özgür
Bu kadın gözlerinde,


Bu kadın kin,
Bu kadın sarhoş,
Sarhoş eder her içine çekişinde


Gider bu kadın, süzüle süzüle ellerinden
Dilinde ateşle yaklaşma bu kadına,
Teni tütün, sesi rakı kokar,
Düş satar yitirmişlere
Sonsuz kuyunun, en iyi prim yapan satış elemanı o aslında...


Dili yürek, saçı kül bir anne o
Delik deşik eder adamı, bir kurt kadar hırçın,
Tutun ellerini şunun, al onu kucağına, sırılsıklam aşık ol bu kadına,
Gel bu korkunun kucağına, asi ol ve isyan et


Gönderdiği sinüzoidal eğrileri görüyorsun değil mi?
Bir intihar bu kadın, ümitsizlikte yalan söylemeyen
Adi bir kadın aslında


Bir hayat bu kadın seçimi dudaklarında kalan,
Kırmızı bu kadın,
Meyhane bu kadın


Bu kadın meydan okuyor sana,
“ Bilmediğin her şey bende,

Güzel olan ne varsa bende! ”
Yazgın bu kadın, sonran bu kadın
Erteleyemeyeceğin zaman bu kadın


Bu yol senin
Taşıdığın bu iz senin
O yoksa aşk yok biliyorsun!


Yiğitler çıktı meydana
İkisi de birbirinden korkak
Biri anne, diğeri baba
Bir düş içlerinde taşıdıkları yürek
Kör karanlık, kör aşık
Gözdeki leke, kızıl alevlerin çevirdiği cehennem



Bu son rüya!


Benimle misin?



Taşıdığın kadınlığı sev ki kadının seni sevsin, kadınlarınızı yitirmemeniz dileklerimle...

Monday, March 21, 2005

İlk Ayrılığım

Başından beri biliyorum
Göbek bağımdan ayrıldığım o acı günden beri,

Biliyorum.

Her şeyden böyle ayrılacağımı.