Tuesday, November 01, 2005

Tuesday, October 25, 2005

Kör Kuyuda Olsan Bile,,!

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği,
kuyunun
birine
düşmüş.
Niye düşer, nasıl düşer sormayın.
Eşek bu. Düşmüş işte.
Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki,
üzerine
de
toprak
dökülmüştü.
Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek
isteyen
eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi
dilinde.
Ayıptır
söylemesi, anırdı yani.
Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.
Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor.
Üstelik yaralanmış.
Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden
adamcağız
köylüleri yardıma çağırdı.
Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı.
Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez.
Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.
Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak
attılar.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde
silkinerek
dibe
döktü.
Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha
yükseldi
ve
sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu.
Köylüler ağzı açık bakakaldı.

(Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.

(Ne bazeni, çoğu zaman.)

Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla başetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp
silkinmek
ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.

Kör kuyuda olsak bile )


--- Yani her ustune sıçan düşmanın değildir, her seni seven de dostun değil,,,, ---


*Bu yazı maille gelen bir yazıdır, kim yazmış bilmiyorum ama çok güzel*

Thursday, October 13, 2005

İlla,

Acımadan kırdığım aynalar,
Bir bir gösterdi gerçeği
Dik Yokuşlarına tırmandığım yolda,
İlla seni sevmişim.

13,10,05 / 01;25

Tuesday, October 11, 2005

Atilla İLHAN Anısına Saygıyla,,!

Paylaşmak istedim en sevdiğim bu benim,,
"sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık .Sana taptık ulan ,unuttun mu ,
sana taptık"

İstanbul Ağrısı

Kanatları parça parça bu Ağustos geceleri
yıldızlar kaynarken
Şangır sungur ayaklarımın dibine dökülen sen
Eğer yine İstanbul'san
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim

Pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Tel Aviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş diz bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul'san
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp ağlayan
Sen eğer yine İstanbul'san
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
Utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'ı
zehirleyebilirim

Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan çığlıkları yükseliyor Üniversite'den
Tophane İskelesi'nde dizel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor

ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin

Eğer sen yine İstanbul'san
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilya'lı balıkçılara,Marsilya'lı dok isçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbul'san
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim

Ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
Ölsem,yalnız kalsam,cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda,çarpılsam
hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbul'san
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
göz bebeklerimde gezegenler gibi donen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir

Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylül'ünde birader,Mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık

Atilla İLHAN

Tuesday, September 20, 2005

Son bir şans daha,

Herşeyin bir sanşı daha olmalı. Hayat avcumun içi kadar ve ellerim, parmaklarım çok büyük değiller. Zaman aslında bir bir geçerken toplamı çok ağır gelebiliyor bu bir bir lerin. Anlatmak istediğim çevremdeki herşeye bir sans daha tanıyorum bende dahil olmak üzere, ağrıyan dişimin bile son sanşı bu...

Bu benim son sanşım ve ben herseyi dibine kadar görmeyi-tatmayı-yaşamayı seviyorum. Beni benden mahrum etmeye çalışan her (-şey) (-kez) benim dışımda.

Bu oyunu kimsenin bozmasına izin vermeyeceğim.

Friday, September 16, 2005

Eskici,

Eskiden yeterdim kendime
Artardım bile
Şimdi ne yapsam nafile
Ve
Kim demiş can eskimez diye
Bu can tedirgin tende
Can da eskimiş
Ben de..

Bedri Rahmi EYÜPOĞLU

Bu şiiri ilk defa bugun okudum, ve ne şahane bir şiirmiş. Bedri Rahmi' nin sadece üç dil şiirini bilirdim. Bugün hayatını ve diğer şiirlerini okudum. İçlernde beni en çok etkileyen buydu. Belki içinde bulunduğum durumdan belki,, belki,,

Wednesday, September 07, 2005

Benimle Ol,

Bende zincirlere sığmayan o deli sevdalardan
Kızgın çöllerde rastlanmayan büyülü rüyalardan
Kolay kolay taşınmayan doludizgin duygulardan
Yalanlardan dolanlardan daha güçlü bir yürek var

"Haydi gel benimle ol oturup yıldızlardan
Bakalım dünyadaki neslimize
Ordaki sevgililer özenip birer birer
Gün olur erişirler ikimize"


Uzanıp yüreğinin ateşiyle yeniden
Yıldızları tek tek yakacağım
Sarılıp güneşlere sevgimizle göklerden
Mavi mavi taçlar takacağım

Söz: Aysel GÜREL
Müzik: Onno TUNÇ
Sezen AKSU

Monday, September 05, 2005

Firari

Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin
Sana kafir dediler, diş biledim Hak'ka bile
Topladın saçtığı altınların yüzlerce elin
Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile.

Sana çirkin demedim ben, kafir demedim
Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim
Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin.

Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Thursday, August 25, 2005

Nefessizim,,,

Eksik günlerin ertesinde, gözyaşının hesabını kime sormalıyım.

Bir adım bile atamam.

Ellerimin bedenime dokunmaya tiksindiği anların birinde yazıyorum bu satırları. Herşey ve herkez yabancı. Ve yabancılığa alışmam unutmama yetmiyor. Eğer alışırsam ben yabancı olduğum anlara, yeni yabancılıklar getiricem peşimden biliyorum.
Bu yatak buz gibi. Gel..!

Bencillik yapmak istiyorum. Ben ve benimler için soluk almak istiyorum. Ayrılık geliyor aklıma, ağlıyorum. Bağıra bağıra söylüyorum. "Karakolda ayna var, ayna var. Kız kolunda damga var, damga var. Gözlerinden bellidir cevriyem... Sende kara sevda var.. Moryada fosforlum. Sende kara sevda var...
Dün akıtmadığım gözyaşlarımı şimdi tutamıyorum.

Dolunay aydınlığında, pencere kenarında ışıldamak için sıramı bekliyorum.
Gel sevgilim...

Nefessizim bu gece...

24,08,05 / 23;34