Hiç yazılmamış bir mektup yazmak için,
Hiç yaşanmamış olmalısın,
evet öyle
hiç yaşanmamış bir ayrılıksın sen
hiç sebepsizsin
sebebimsin
kimliksizsin
işte bu anılar canımı yakıyor
canım yanıyor,
öznesiz cümleler kurmaktan yoruldum,
Wednesday, March 09, 2005
Tuesday, March 08, 2005
Ruh
Çok tanıdık gelen bu duygular, gene bir uçurumun eşiğinde olduğumun habercisi. Üzerine serip kendimi uyumak istiyorum, unuttuğum her şeyi hatırlamak için. Teninle tenimi bağlamak istiyorum, terini kana kana içmek. Dişiliğimin kumanda ettiği bir eti sana sunmak değil amacım. Amacım her neyse vakit geçiyor artık. Zaman kötülüğün habercisi galiba. Bir düş selinin içinde soluk alıp vermek istiyorum seninle beraber aynı ritimde. Denize karşı seninle beraber, sırtını duvara dayadığında seninle beraber, ellerini toprağa buladığında seninle beraber, midene indiğinde lokmalar seninle beraber. Seninle beraber ben. Ben seninle beraber hep sen, sen, sen.
Bir gariplik olarak geçişimi kutlamak istiyorum, tüm uçan hayvanlara sunduğum yüreklerle.
Aşk, ey aşk.!
Tanımını adımlarımı takip ettirdiğimde çözdüğüm bir bela. Öyle bir bela ki tüm titrek bakışlar göz bebeklerimde son buluyor.
Biliyorum gene. ;)
Gene bir çırpıda tanıdım. Kışın ince giysilerimle beni soğuktan koruyan o elleri. Hep aynı ruh başka gözlerde karşıma çıkıyor. Ruhun gözü var. Bebeklerimi ben bu ruhlarla besledim büyüttüm. Kocaman bakabiliyorum artık. Tedirginliğimi intiharla süsleyen bir yalnızlık bu benim yaşadığım. O ruh benim süt bedenime dokunup, gözlerime damladığında; bütün bebeklerim intihar ediyor bizimle beraber. Çığlıkların sus’ u yok. Bebeklerim gözlerimden düşerken başka bebekler ellerimden tutuyor. Düşüp durduğum yerin içinden geçip çılgına dönüşümü seyrediyorum. Sessizlik.
Biliyorsun senden başka kimse bilmiyor, izlemiyor beni. Tekrar tekrar deneyen, benim için Tanrıya yalvaran, gözümün nuruna dolmak için karşıma aldığımsın. Güzellikler var benim içimde, içim ki bilmediğin her şeyi sunacak sen bu eve geldiğinde.
Ayrık iki ruh birleştiğinde,
Güneş de ayrılır yörüngesinden.
Gelmek için; tekrar gitmemiz gereken,
Bir düş bu yaşadığımız.
Bir gariplik olarak geçişimi kutlamak istiyorum, tüm uçan hayvanlara sunduğum yüreklerle.
Aşk, ey aşk.!
Tanımını adımlarımı takip ettirdiğimde çözdüğüm bir bela. Öyle bir bela ki tüm titrek bakışlar göz bebeklerimde son buluyor.
Biliyorum gene. ;)
Gene bir çırpıda tanıdım. Kışın ince giysilerimle beni soğuktan koruyan o elleri. Hep aynı ruh başka gözlerde karşıma çıkıyor. Ruhun gözü var. Bebeklerimi ben bu ruhlarla besledim büyüttüm. Kocaman bakabiliyorum artık. Tedirginliğimi intiharla süsleyen bir yalnızlık bu benim yaşadığım. O ruh benim süt bedenime dokunup, gözlerime damladığında; bütün bebeklerim intihar ediyor bizimle beraber. Çığlıkların sus’ u yok. Bebeklerim gözlerimden düşerken başka bebekler ellerimden tutuyor. Düşüp durduğum yerin içinden geçip çılgına dönüşümü seyrediyorum. Sessizlik.
Biliyorsun senden başka kimse bilmiyor, izlemiyor beni. Tekrar tekrar deneyen, benim için Tanrıya yalvaran, gözümün nuruna dolmak için karşıma aldığımsın. Güzellikler var benim içimde, içim ki bilmediğin her şeyi sunacak sen bu eve geldiğinde.
Ayrık iki ruh birleştiğinde,
Güneş de ayrılır yörüngesinden.
Gelmek için; tekrar gitmemiz gereken,
Bir düş bu yaşadığımız.
Monday, March 07, 2005
Ardından
Ardında bıraktığın biri ben olmamalıydım
Bezginliğim kocaman oluşumdan
Bu aşina adımlar, her bir kaldırımını ürkekçe dolaştığım şehre dar geliyor
Bu oda artık çok ufak
Bu yatağa sığamam ben
Sevgi;
Çok sevdim bir zamanlar,
O zamanlar ki- nasıl başladı ve bitti- bilmediğim zamanlar
Aşk;
Sevgilinin ismiydi
Kırmızıya boyadığım bu dünyada
Ve Ben;
Öyle günler gördüm ki
Kelimeler yetmez anlatmaya
Göz yaşlarım yetmez denizi taşırmaya
Kuralları umursamadan oynadığım bu tarih benim değil
Bu görüntüsü bozulmuş aşık ben değilim,
Aşk’ a yazılmış yazıtların gül bahçesi benim,
Dikenleri dokunduğunda senden bana köprü uzatan,
Bir aşktım.
Işıkları sönmüş Aşkların dünyasında, koca bir kırmızıydım.
Kendi üstüne çökmüş koca bir hasretim artık,
Dar geliyor bu kocamanlık.
Seyrederdi beni aşk,
Tek başıma değildim hiç,
Ki- yalnız başıma kaldığımda bir evrenin yalnızlığını taşıtır bana bu kocamanlık.
Yontuldum ve yok edildim,
Seyrederken beni aşk.
Aşk; sevgilinin adı
Bu onun kutsal mutluluğu,
Benim prensesliğim bu kutsallıktan ibaretti,
Aç bir prenses ve boyacıydım sadece bu ülkede,
Öğrenmeye ve sevmeye aç
Ve benim varlığım,
Sizin akamadığınız,
Gerçeklik çeşmesi idi.
Şimdinin kıpırtısız uzanmış bedeni.
Fosforlu alevler doğuruyor yalnızlığım,
Anadan üryan düşlerimin üstünde dönerek
Açılan çatlaklar arasından dibe vurduğum
Uzanıp bir taşın kıyısında dua ettiğim.
Yeminle, terk ettiğim bu düşler.
Düştüğüm ve her seferinde yazdığım.
Derin bir cehennemde hurinin ne işi var,?
Sana kızgın değilim.
Azar döner ve gelirlerim var sadece.
Ve gel-gitmelerim.
O gün dörtyol ağzında,
Ayrıldık seninle,
Çay renkli bir elveda.
Bir çelenk.
Ben o gün öğrendim canlı olduğumu.
Beni yukarı kaldıran, gurur ve onurumun aynasına baktım.
Ben soyundum gururla.
Yer yüzü giyindi, seni örtmek için.
Buldum.
Aşk gözleri yaşlı bir çocukla karşılaştığında
Sudan yapılma bedenler denize saçılmıştır.
Korkma.
Buldum,
Ağlatıldığında bütün bedenleri yutan.
O çocuk benim.
Aşk beni ağlattığında
Minicikti ayaklarımın dibinde.
Heceleyerek öğrendiğim bütün isimlerini unuttum.
Nereye gittiğimi bilmediğim bu tutku,
Rüzgarın kucakladığı konuşan,birleşen gözlerden ibaret.
Gözlerini diktiğin berraklıkların,
Doyumsuz öykülerle doyduğunu
Görünümün değiştiğini.
Ben soyunurken sarıldığım saydamlık anlattı kırmızıya.
Kalçalarım gibi yuvarlak bir boşluk olduğunu,
Bir çocuk gibi kaka nı berraklığa, saflığa bulaştırmaman gerektiğini,
O dörtyol ağzında,
Dünya seni terk ettiğinde öğrenmeliydin.
-İnsanın ilk ayrılığı, dölyolundan dörtyola geçişidir, Göbek bağının kesilişidir. Ebda-
Adlandıramadığım bir kişiliğe bürünüp dolaşman
Çok yüzsüzce.
Duydum saklanacak bir yüz bulmuşsun kendine.
Vaktin geliyor.
Tekrar benden ayrılmak için.
Dört yol ağzında seni bekleyen serseri gövdem olmayacak orda.
Saplanıp kalacağın, eriyeceğin, boğulacağın.
Çamurlardan yorulup,
Tekrar bir gövde bulamayacağın,
Dokunan ellerin varlık kapılarını zorlayamayacağı bedenler.
Çürütecek seni.
Sen bu sıcak yaranın üstünde dans ettiğini zannederken.
Sis boğacak seni.
Canlı canlı gömdüğüm yaramı fırlatıp,
Sana yem vereceğim,
Ayağımın dibindeki,
Saydamlığın altında boğduğum aşk.
Bırak-bırakabilirsen.
Zamanın kıpırdamadığı
Dünyanın beynimde döndüğü,
Oksitlendim iğne deliğinden geçebilmek için
Düşlerimi çarmıha gerip yakmak için.
Buradaki bedenim zarar görmemeli,
Düş kadar gerçek.
Yaramın sıcak oluşu.
Kimse ateşimin üstüne sönemez.
Bağlarının çözülüşünden haberin olmayacak.
Bezginliğim kocaman oluşumdan
Bu aşina adımlar, her bir kaldırımını ürkekçe dolaştığım şehre dar geliyor
Bu oda artık çok ufak
Bu yatağa sığamam ben
Sevgi;
Çok sevdim bir zamanlar,
O zamanlar ki- nasıl başladı ve bitti- bilmediğim zamanlar
Aşk;
Sevgilinin ismiydi
Kırmızıya boyadığım bu dünyada
Ve Ben;
Öyle günler gördüm ki
Kelimeler yetmez anlatmaya
Göz yaşlarım yetmez denizi taşırmaya
Kuralları umursamadan oynadığım bu tarih benim değil
Bu görüntüsü bozulmuş aşık ben değilim,
Aşk’ a yazılmış yazıtların gül bahçesi benim,
Dikenleri dokunduğunda senden bana köprü uzatan,
Bir aşktım.
Işıkları sönmüş Aşkların dünyasında, koca bir kırmızıydım.
Kendi üstüne çökmüş koca bir hasretim artık,
Dar geliyor bu kocamanlık.
Seyrederdi beni aşk,
Tek başıma değildim hiç,
Ki- yalnız başıma kaldığımda bir evrenin yalnızlığını taşıtır bana bu kocamanlık.
Yontuldum ve yok edildim,
Seyrederken beni aşk.
Aşk; sevgilinin adı
Bu onun kutsal mutluluğu,
Benim prensesliğim bu kutsallıktan ibaretti,
Aç bir prenses ve boyacıydım sadece bu ülkede,
Öğrenmeye ve sevmeye aç
Ve benim varlığım,
Sizin akamadığınız,
Gerçeklik çeşmesi idi.
Şimdinin kıpırtısız uzanmış bedeni.
Fosforlu alevler doğuruyor yalnızlığım,
Anadan üryan düşlerimin üstünde dönerek
Açılan çatlaklar arasından dibe vurduğum
Uzanıp bir taşın kıyısında dua ettiğim.
Yeminle, terk ettiğim bu düşler.
Düştüğüm ve her seferinde yazdığım.
Derin bir cehennemde hurinin ne işi var,?
Sana kızgın değilim.
Azar döner ve gelirlerim var sadece.
Ve gel-gitmelerim.
O gün dörtyol ağzında,
Ayrıldık seninle,
Çay renkli bir elveda.
Bir çelenk.
Ben o gün öğrendim canlı olduğumu.
Beni yukarı kaldıran, gurur ve onurumun aynasına baktım.
Ben soyundum gururla.
Yer yüzü giyindi, seni örtmek için.
Buldum.
Aşk gözleri yaşlı bir çocukla karşılaştığında
Sudan yapılma bedenler denize saçılmıştır.
Korkma.
Buldum,
Ağlatıldığında bütün bedenleri yutan.
O çocuk benim.
Aşk beni ağlattığında
Minicikti ayaklarımın dibinde.
Heceleyerek öğrendiğim bütün isimlerini unuttum.
Nereye gittiğimi bilmediğim bu tutku,
Rüzgarın kucakladığı konuşan,birleşen gözlerden ibaret.
Gözlerini diktiğin berraklıkların,
Doyumsuz öykülerle doyduğunu
Görünümün değiştiğini.
Ben soyunurken sarıldığım saydamlık anlattı kırmızıya.
Kalçalarım gibi yuvarlak bir boşluk olduğunu,
Bir çocuk gibi kaka nı berraklığa, saflığa bulaştırmaman gerektiğini,
O dörtyol ağzında,
Dünya seni terk ettiğinde öğrenmeliydin.
-İnsanın ilk ayrılığı, dölyolundan dörtyola geçişidir, Göbek bağının kesilişidir. Ebda-
Adlandıramadığım bir kişiliğe bürünüp dolaşman
Çok yüzsüzce.
Duydum saklanacak bir yüz bulmuşsun kendine.
Vaktin geliyor.
Tekrar benden ayrılmak için.
Dört yol ağzında seni bekleyen serseri gövdem olmayacak orda.
Saplanıp kalacağın, eriyeceğin, boğulacağın.
Çamurlardan yorulup,
Tekrar bir gövde bulamayacağın,
Dokunan ellerin varlık kapılarını zorlayamayacağı bedenler.
Çürütecek seni.
Sen bu sıcak yaranın üstünde dans ettiğini zannederken.
Sis boğacak seni.
Canlı canlı gömdüğüm yaramı fırlatıp,
Sana yem vereceğim,
Ayağımın dibindeki,
Saydamlığın altında boğduğum aşk.
Bırak-bırakabilirsen.
Zamanın kıpırdamadığı
Dünyanın beynimde döndüğü,
Oksitlendim iğne deliğinden geçebilmek için
Düşlerimi çarmıha gerip yakmak için.
Buradaki bedenim zarar görmemeli,
Düş kadar gerçek.
Yaramın sıcak oluşu.
Kimse ateşimin üstüne sönemez.
Bağlarının çözülüşünden haberin olmayacak.
Sunday, March 06, 2005
Usavurduklarım
Aşklar;
Gene yazıyorum, parlak maskeleri düşürmek için. Evrenin tüm aşklarına gerçekleri göstermeliyim. Kaybolmak için nasıl çaba harcadıklarını, yitirdiklerini söylemeliyim.
Ah sevgilim, aşığım sana. Bir bilsen seni nasıl özlüyorum. Adın aşk senin, çünkü kimse bu kadar yakışamaz bu isme.Hav hav yada kuçu kuçu köpek gibi dolanıyor insanlar birbirlerinin çevrelerinde. Neler oluyor?
Genelleme yapmaktan her cümlesinde sakınan ben, artık “ben” derken bile genelleme yapıyorum. Şekillendiriyor cümleler bizleri. Herkes birbirinden o kadar etkileniyor ki anlamsız beyinler boşlukta dolaşıyor hem de çok yorulduğunu zannederek. Birbirimizi gözetliyoruz.
Evet şimdi gözlerinizi çipil çipil açıp bakın bebeklerime, hepinizi erdemle kırbaçlayacak kadar meziyeti var aklımdan dökülen sözcüklerin.
Ben gözünün nuruna doldurabileceklerinden bahsediyorum. Bilirim gerçek aşkları çünkü önce o derim hep. Aşk canın belasıdır, ben de bu belaya can atmış bir Leyla.
Görüyorum, çevremde dönen bin bir türlü saklambacı. Sevgililer cep deliklerinden sızıyorlar, hangi paçadan süzülüp hangi kirli çoraba dolacağını düşünüyorlar. Öncelikler erteleniyor. Çok komik ama, savruk bahanelerle ikililer birbirlerinin heyecanlarını kıstırıyorlar.
Eğer yılan kurbağayı sevseydi; sudan bahaneler dolmazdı kimsenin yüreğine. Ve eğer kurbağa sevseydi yılanı; gurur demezdi dikmezdi kafasını sineklere karşı. İşte aynen böyle, sevgi önce o dedirtir.
“Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin, cehennemin üstündesin (Ö.Hayyam)”
Gönül ehli bu cennet ve cehennemin üstü. Bütün varlıkların sebebi sevgidir. Sevgiyle doğan bebeklere neler oluyor, sevginin sırrından haber alamamış insan fazlası gibi dolaşıyorlar çevremde. Sunulan sevgiler; ne alırsan bir milyon dükkanlarındaki gibi ucuz olmamalı,yüreğinde ateş olmayan demir kazıklarla yaklaşmamalı. Yara izi taşımamalı kimse.
-İnandıklarımız bizim hayatımızdır. Ebda-
Aşk öyle bir yara ki, pınarı akmayı kestiğinde çatlar olur yüreğin, coştuğunda yosun tutar.
Yüreğine ateş düşen hiç kimse ak pak kalamaz itin ve bitin arasında.
“Aşk belasıyla beni içli dışlı eyle ve bir an olsun beni o beladan ayırma; ben var oldukça beladan yüz çevirtme. Yalvardıkça ben belanın acısıyla, Sen ayrık belalar vererek o acıyı unuttur. Bu duamı kabul eyle ey kimsesizler Kimsesi! (Leyla ile Mecnun – İskender Pala)”
Aşk ile çılgına döndüm, kahrolası uzak kalamıyor benden.
“Ey aşkın galeyanıyla bağrına “Kara Taş” ı vuran ve gözünden zemzem ağlayan Kabe!.. Ey içindeki aşkı gizlemek için karalar giyinmiş olan Peygamberler ortağı! Ey ilahi aşkın ayak izleriyle şeref bulan! Billahi, bana o kadar yakınsın ve sana o kadar benziyorum ki, Peygamber’ i seven dostlar aşkına söyle, kime aşıksın?.. (Leyla ile Mecnun – İskender Pala)”
Yüreğimizde bir şeyler bittiğinde boşluklar gene yeni biten bir şeylerle dolup-boşalıyor. Bir şey başladığında bitiyor aslında ;)
Buda benim sus payım ;/
23,04,04 /00;36
E.M “Ebda bir Ada”
Usavurduklarım, belki de sanrılarımdı?
Gene yazıyorum, parlak maskeleri düşürmek için. Evrenin tüm aşklarına gerçekleri göstermeliyim. Kaybolmak için nasıl çaba harcadıklarını, yitirdiklerini söylemeliyim.
Ah sevgilim, aşığım sana. Bir bilsen seni nasıl özlüyorum. Adın aşk senin, çünkü kimse bu kadar yakışamaz bu isme.Hav hav yada kuçu kuçu köpek gibi dolanıyor insanlar birbirlerinin çevrelerinde. Neler oluyor?
Genelleme yapmaktan her cümlesinde sakınan ben, artık “ben” derken bile genelleme yapıyorum. Şekillendiriyor cümleler bizleri. Herkes birbirinden o kadar etkileniyor ki anlamsız beyinler boşlukta dolaşıyor hem de çok yorulduğunu zannederek. Birbirimizi gözetliyoruz.
Evet şimdi gözlerinizi çipil çipil açıp bakın bebeklerime, hepinizi erdemle kırbaçlayacak kadar meziyeti var aklımdan dökülen sözcüklerin.
Ben gözünün nuruna doldurabileceklerinden bahsediyorum. Bilirim gerçek aşkları çünkü önce o derim hep. Aşk canın belasıdır, ben de bu belaya can atmış bir Leyla.
Görüyorum, çevremde dönen bin bir türlü saklambacı. Sevgililer cep deliklerinden sızıyorlar, hangi paçadan süzülüp hangi kirli çoraba dolacağını düşünüyorlar. Öncelikler erteleniyor. Çok komik ama, savruk bahanelerle ikililer birbirlerinin heyecanlarını kıstırıyorlar.
Eğer yılan kurbağayı sevseydi; sudan bahaneler dolmazdı kimsenin yüreğine. Ve eğer kurbağa sevseydi yılanı; gurur demezdi dikmezdi kafasını sineklere karşı. İşte aynen böyle, sevgi önce o dedirtir.
“Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin, cehennemin üstündesin (Ö.Hayyam)”
Gönül ehli bu cennet ve cehennemin üstü. Bütün varlıkların sebebi sevgidir. Sevgiyle doğan bebeklere neler oluyor, sevginin sırrından haber alamamış insan fazlası gibi dolaşıyorlar çevremde. Sunulan sevgiler; ne alırsan bir milyon dükkanlarındaki gibi ucuz olmamalı,yüreğinde ateş olmayan demir kazıklarla yaklaşmamalı. Yara izi taşımamalı kimse.
-İnandıklarımız bizim hayatımızdır. Ebda-
Aşk öyle bir yara ki, pınarı akmayı kestiğinde çatlar olur yüreğin, coştuğunda yosun tutar.
Yüreğine ateş düşen hiç kimse ak pak kalamaz itin ve bitin arasında.
“Aşk belasıyla beni içli dışlı eyle ve bir an olsun beni o beladan ayırma; ben var oldukça beladan yüz çevirtme. Yalvardıkça ben belanın acısıyla, Sen ayrık belalar vererek o acıyı unuttur. Bu duamı kabul eyle ey kimsesizler Kimsesi! (Leyla ile Mecnun – İskender Pala)”
Aşk ile çılgına döndüm, kahrolası uzak kalamıyor benden.
“Ey aşkın galeyanıyla bağrına “Kara Taş” ı vuran ve gözünden zemzem ağlayan Kabe!.. Ey içindeki aşkı gizlemek için karalar giyinmiş olan Peygamberler ortağı! Ey ilahi aşkın ayak izleriyle şeref bulan! Billahi, bana o kadar yakınsın ve sana o kadar benziyorum ki, Peygamber’ i seven dostlar aşkına söyle, kime aşıksın?.. (Leyla ile Mecnun – İskender Pala)”
Yüreğimizde bir şeyler bittiğinde boşluklar gene yeni biten bir şeylerle dolup-boşalıyor. Bir şey başladığında bitiyor aslında ;)
Buda benim sus payım ;/
23,04,04 /00;36
E.M “Ebda bir Ada”
Usavurduklarım, belki de sanrılarımdı?
Dua
Biliyor ve senden diliyorum
Gerçek olan rüyalarımla yüzleştir beni,
Aklımı yitirmeden,
Dimdik – yıkılmadan.
Vazgeçmediğimi bağırt bana
E.M
Ebda bir Ada(ile)
Gerçek olan rüyalarımla yüzleştir beni,
Aklımı yitirmeden,
Dimdik – yıkılmadan.
Vazgeçmediğimi bağırt bana
E.M
Ebda bir Ada(ile)
Saturday, March 05, 2005
Bulanık Kadeh
Bir oyundu kadehte ki,
Delirirken, aklın baştan gitmişi
Mutluyken huzurun isyanı
Severken nefretin magması
Hiç kimseyken ben,
Her şeyin dibi ve başıydı kadehteki
Kadehteki; şeffaflığına su bulaştırdığım bulanık.
Delirirken, aklın baştan gitmişi
Mutluyken huzurun isyanı
Severken nefretin magması
Hiç kimseyken ben,
Her şeyin dibi ve başıydı kadehteki
Kadehteki; şeffaflığına su bulaştırdığım bulanık.
Thursday, March 03, 2005
Ooo Ooo Ooo
Kaderin kederdeyse ne yapacağın bilinmez. Hep kederse kaderin hepsi senin elinde. Kuklaları istediğin gibi oynatabilirsin. Kimse yaşananları yazmadı, çünkü
kimse bu kadar dürüst olamaz. Kim seni yönlendirebilir ki? Yaşanasılar köpek ısırığı gibi acıtsa bile duymamalı söylenenleri, bırakmalı fareler kemirsin kulaklarımızı.
Acının en ulaşılmazı paylaşmak bildiğini.
Kelimeler az gelir. Yaşarken kıvırma payı vermek lazım belki de ;) Sevgide dürüstlük aradım; evet aradığımı buldum. Sonra yönetmen beni gene işimden etti. Ben sahnede doğaçlama yapacağımı sanarken kaba etimi kurdun dişleri arasında buldum(En kaba tarafım, yontulmamış olan yanım kalbim benim.). Neler değişti setten atılalı? Değişim olmadı hayatımda(Değişim yoktur, gelişim vardır. Ebda).
Kısa bir süre oldu ayrılalı; ama geliştim gene. Dişlerim artık daha keskin. Isırdığımın canını kanatabilirim böylelikle. Haklayabilirim tak ettiği zaman beynime. Geçen gün filmin afişine baktım. Kurt, koyun ve kız oradaydı. Kurdun dişleri sarı ve parlak. Koyun kınalı ve aptal. Kızsa gelecek acının habercisi gibi çok tatlı ve saf. Kurt saf olanı kirletir. Elimde bir makas afişten kestim kurdun resmini. Kurdu kurtarınca ordan, tüm çekiciliği gitti. Onu yaşatmak isterken kendi mutlu dünyamda, idam ettim bile bile. Kurt kurtulduğuna kızgın daha bir vahşi. Koyun gene aynı meeee liyor. Kız üzgün göremediğine. Ben mutluyum acıyı gördükçe. Dişlerimin suyu çekiliyor. Onu bu haliyle gördükçe.
Bu benim oyunum.
Ve başrol hiçbir zaman kötü olmaz.
kimse bu kadar dürüst olamaz. Kim seni yönlendirebilir ki? Yaşanasılar köpek ısırığı gibi acıtsa bile duymamalı söylenenleri, bırakmalı fareler kemirsin kulaklarımızı.
Acının en ulaşılmazı paylaşmak bildiğini.
Kelimeler az gelir. Yaşarken kıvırma payı vermek lazım belki de ;) Sevgide dürüstlük aradım; evet aradığımı buldum. Sonra yönetmen beni gene işimden etti. Ben sahnede doğaçlama yapacağımı sanarken kaba etimi kurdun dişleri arasında buldum(En kaba tarafım, yontulmamış olan yanım kalbim benim.). Neler değişti setten atılalı? Değişim olmadı hayatımda(Değişim yoktur, gelişim vardır. Ebda).
Kısa bir süre oldu ayrılalı; ama geliştim gene. Dişlerim artık daha keskin. Isırdığımın canını kanatabilirim böylelikle. Haklayabilirim tak ettiği zaman beynime. Geçen gün filmin afişine baktım. Kurt, koyun ve kız oradaydı. Kurdun dişleri sarı ve parlak. Koyun kınalı ve aptal. Kızsa gelecek acının habercisi gibi çok tatlı ve saf. Kurt saf olanı kirletir. Elimde bir makas afişten kestim kurdun resmini. Kurdu kurtarınca ordan, tüm çekiciliği gitti. Onu yaşatmak isterken kendi mutlu dünyamda, idam ettim bile bile. Kurt kurtulduğuna kızgın daha bir vahşi. Koyun gene aynı meeee liyor. Kız üzgün göremediğine. Ben mutluyum acıyı gördükçe. Dişlerimin suyu çekiliyor. Onu bu haliyle gördükçe.
Bu benim oyunum.
Ve başrol hiçbir zaman kötü olmaz.
Wednesday, March 02, 2005
Tuesday, March 01, 2005
Bambaşka
Ben,
burdayım
başka yerde.
Zehrin,
içimde
başka yerde.
Sen,
ben,
ayrı.
Sen,
canımda.
Ben,
başka yerde.
Canım,
sende.
Sen,
başka yerde.
Sen,
ben,
iç içe
yan yana
can cana
Hep,
başka yerde.
burdayım
başka yerde.
Zehrin,
içimde
başka yerde.
Sen,
ben,
ayrı.
Sen,
canımda.
Ben,
başka yerde.
Canım,
sende.
Sen,
başka yerde.
Sen,
ben,
iç içe
yan yana
can cana
Hep,
başka yerde.
Subscribe to:
Posts (Atom)